La Trace sergisi, Saint-Michel’den mezun tasarımcıların farklı yönlere açılan üretimlerini bir araya getiriyor. Ortak bir eğitim deneyiminden beslenen bu isimler, bugün birbirinden ayrı yollar izleseler de, üretimlerinde o ortak başlangıcın izleri hala hissediliyor. Sergideki işler, tek bir dil kurma çabası taşımıyor; aksine her biri kendi çıkış noktasını koruyarak var oluyor.
Alin Oskan (1988), üretiminde yıllara yayılan bir birikimi görünür kılarken, aynı okulda kesişen öğretme ve öğrenme deneyimlerinin sürekliliğini yansıtıyor.
Eda Aylin Genç (2007), ipek baskı çalışmalarıyla malzemeyle kurulan daha yavaş ve katmanlı bir ilişki öneriyor; burada yüzey yalnızca bir taşıyıcı değil, anlamın aktif bir parçası hâline geliyor.
Hazel Koyuncuoğlu (2010), yıllar önce defter kenarlarında başlayan çizgilerini bugün dijital üretimlere taşırken, o ilk içsel hareketi ve sezgisel akışı hâlâ koruyor.
Riella Zalma (2019), gündelik hayatın içinden beslenen işleriyle; şehir, insanlar ve akıp giden anları kendi pratiğinde görsel bir anlatıya dönüştürüyor.
Fotoğraf, dijital üretim, takı ve ipek baskı bu sergide yan yana duruyor. Aralarında bir hiyerarşi ya da ortak bir estetik arayışı yok; bunun yerine farklı düşünme ve üretme biçimlerinin bir aradalığı söz konusu. La Trace, bu işleri tek bir çerçevede toplamaktan ziyade aralarındaki mesafeyi, teması ve görünmeyen bağları görünür kılıyor.
Bu sergi, mezunların bireysel yolculuklarını ortaya koyarken aynı zamanda ortak bir geçmişin nasıl farklı yönlere evrilebildiğini de hatırlatıyor. Buradaki izler sabitlenmiyor; yan yana geldikçe çoğalıyor, dönüşüyor ve yeni anlamlar kazanıyor. Bu yüzden La Trace bir sonuçtan çok, hala devam eden bir sürecin kendisi olarak varlığını sürdürüyor.